Anaokuluna Uyum Rehberi

Bu rehber, anaokuluna başlama sürecinde çocukların ve ebeveynlerin yaşayabileceği duygu ve ihtiyaçları biraz daha yakından anlamak için hazırlandı. Her çocuğun okula alışma yolu ve zamanı farklıdır. Buradaki notlar, bu sürece daha güvenli ve ilişki odaklı eşlik edebilmek için küçük bir yol haritası sunuyor.

Anaokuluna Başlamak Aslında Ne Demek?

Anaokuluna başlamak dışarıdan bakıldığında yeni bir okula, yeni bir sınıfa ya da yeni bir düzene başlamak gibi görünebilir.Oysa küçük bir çocuğun dünyasında bundan çok daha fazlası değişir. Çocuk artık günün belirli bir bölümünü ailesinden ayrı geçirecektir. Henüz tanımadığı yetişkinlerle ilişki kuracak, başka çocuklarla aynı ortamı paylaşacak ve evdekinden farklı bir günlük düzenin içinde yer alacaktır.

Evde kendisine ait olan oyuncakların yerini herkesin kullandığı oyuncaklar alır.

İstediği anda yetişkinin ilgisine ulaşabildiği ortamın yerini, öğretmenini başka çocuklarla paylaşması gereken bir grup yaşamı alır.

Bazen beklemesi gerekir.

Bazen istediği oyuncak başka bir çocuktadır.

Bazen kendi isteğiyle grubun ihtiyacı aynı anda karşılanamaz.

Bazen yardım istemesi, bazen de bir sorunu kendi başına çözmeyi denemesi gerekir.

Bu nedenle anaokuluna başlamak yalnızca aileden ayrılmayı değil; çocuğun ilişki kurma, bekleme, paylaşma, yardım isteme, hayal kırıklığıyla karşılaşma ve bir grubun içinde kendine yer bulma deneyimlerini de beraberinde getirir.

Çocuğun Bildiği Dünya Biraz Genişler

Ev, çocuk için büyük ölçüde tanıdık bir dünyadır.Kimden ne isteyeceğini bilir. Evdeki sesleri, rutinleri, sınırları ve yetişkinlerin tepkilerini tanır.Okulda ise bunların önemli bir bölümünü yeniden öğrenmesi gerekir.

Öğretmeni nasıl biridir?

Bir şeye ihtiyacı olduğunda kimden yardım isteyecektir?

Oyuncaklar nasıl paylaşılır?

Yemek ne zaman yenir?

Tuvalet nerede?

Annesi ya da babası ne zaman geri gelecek?

Sınıfta hangi sesler normal?

Bir çocuk oyuncağını aldığında ne yapacak?

Çocuk ilk günlerde bütün bunların cevaplarını toplamaya çalışır.

Bu nedenle okulun ilk günlerinde yalnızca oynayan ve etkinliklere katılan bir çocuk görmeyebiliriz. Bazen uzun süre izleyen, az konuşan, yetişkinlerin davranışlarını takip eden ya da sınıfın içinde kendisine güvenli gelen bir yerde kalmayı tercih eden bir çocuk görebiliriz.Bu da yeni ortamı tanımanın bir yoludur.

Sosyal Olmak ile Okulda İlişki Kurmak Aynı Şey Değildir

Ailelerden sık duyulan cümlelerden biri şudur:

“Aslında çok sosyal bir çocuk. Restoranda herkesle konuşur, parkta hemen arkadaş edinir. Okulda neden hiç konuşmuyor?”

Burada önemli bir ayrım vardır.Parkta, restoranda ya da tatilde karşılaşılan sosyal etkileşimler çoğu zaman kısa sürelidir. Çocuk istediğinde ilişkiye yaklaşabilir, istemediğinde uzaklaşabilir ve genellikle ailesi hemen yakınındadır.Anaokulu ise yalnızca insanların bulunduğu sosyal bir ortam değildir.

Devam eden ilişkilerin kurulduğu bir yaşam alanıdır.

Çocuk aynı öğretmeni ertesi gün yeniden görecektir. Aynı çocuklarla tekrar karşılaşacaktır. Bir grubun içinde kalacak, paylaşacak, bekleyecek, zaman zaman çatışacak ve sonra o ilişkinin içinde yeniden bir araya gelecektir.Bu nedenle dışarıda kolayca iletişim kuran bir çocuğun okulda önce uzun süre gözlem yapması bir çelişki değildir.Okulda kurulan ilişki daha süreklidir ve bu nedenle bazı çocuklar için daha fazla zamana ihtiyaç duyabilir.

Evdeki Çocuk ile Okuldaki Çocuk Her Zaman Aynı Görünmeyebilir

Anaokulu çocuğa yalnızca yeni ilişkiler değil, kendisini farklı bir ortamda deneyimleme fırsatı da verir.Evde yetişkinlerin ilgisinin büyük bölümüne sahip olan bir çocuk, okulda öğretmeninin ilgisini başka çocuklarla paylaşmakta zorlanabilir.İstekleri evde çoğunlukla hızlı biçimde karşılanan bir çocuk, sınıfta beklemesi gerektiğinde yoğun tepki verebilir.

Bunun tersi de mümkündür.

Ailesinin;

“Benden hiç ayrılmaz.”diye anlattığı bir çocuk okulda öğretmeniyle beklenenden daha kolay ilişki kurabilir ve kısa sürede grubun içine girebilir.

Bu farklılıklar bize önemli bir şeyi hatırlatır:

Okul, çocuğun evde bildiğimiz özelliklerinin yalnızca tekrarlandığı bir yer değildir. Çocuğun kendisinin yeni taraflarıyla karşılaştığı gelişimsel bir alandır.

 Sahadan Bir Gözlem :Aynı dönemde okula başlayan iki çocuk düşünelim. İlk çocuk okula geldiğinde çevresine bakındı, öğretmeniyle tanıştı ve birlikte oyun oynama teklifini kabul etti. Ailesi yakınında beklerken keyifle oyuna katıldı. Zaman zaman dönüp ailesinin hâlâ orada olup olmadığını kontrol etti, ardından oyununa devam etti. Diğer çocuk ise ailesinin kucağından inmek istemedi. Sınıfa ancak ailesiyle birlikte girdi. Öğretmeni onunla iletişim kurmaya çalıştığında karşılık vermedi ve oyuncaklarla yalnızca ailesi yanındayken oynamayı tercih etti. İki çocuk da aynı gün okula başladı. Ama aynı yerden başlamadılar. İlk çocuğun yeni ortamla temas kurabilmesi daha hızlı olurken ikinci çocuk önce tanıdığı ilişkiye yakın kalarak çevresini anlamaya çalıştı. Bu iki başlangıçtan birini “iyi uyum”, diğerini “uyum sorunu” olarak değerlendirmek için henüz çok erkendir. İlk gün bize çocuğun oryantasyonunun sonucunu değil, başlangıç noktasını gösterir.

Güven, Öğrenmeden Önce Gelir

Çocuk yeni ortamı yeterince tanımaya başladığında dikkati de yavaş yavaş çevresine yönelir.Önce izlediği oyuncağa dokunur.Uzaktan takip ettiği çocukların yanına yaklaşır.Öğretmenine bir şey söylemeye başlar.Oyuna katılır.Merak eder.

Bu nedenle oryantasyonun ilk günlerinde çocuğun kaç etkinlik yaptığına ya da ne kadar “başarılı” göründüğüne bakmak yerine, çevresiyle temasının zaman içinde nasıl değiştiğine bakmak daha anlamlıdır.

Örneğin ilk gün sınıftaki oyuncaklara hiç dokunmayan bir çocuk, birkaç gün boyunca yalnızca çevresini izleyebilir. Üçüncü gün kendi isteğiyle raftan bir oyuncak alıp oyuna katıldığında dışarıdan küçük görünen bu değişim, onun yeni ortamla ilişkisinde önemli bir adım olabilir.

Çünkü okulda oyun ve öğrenme çoğu zaman çocuğun kendisini yeterince rahat hissetmeye başlamasının ardından genişler.

Evden Ayrılmadan Önce

Okula başlama deneyimi okul kapısında başlamaz. Çocuk çoğu zaman yaklaşan değişimi daha evdeyken fark etmeye başlar.Evde yapılan konuşmalar, hazırlık sırasındaki telaş, anne-babanın yüz ifadesi, ses tonu ve günlük rutindeki küçük değişiklikler onun için birer ipucudur.

Bazı çocuklar heyecanlanır.Bazıları peş peşe sorular sorar.Bazıları okulla ilgili sürekli konuşmak ister.Bazıları ise konu hiç açılmamış gibi davranır.

Çocukların yeni bir başlangıca hazırlanma biçimleri birbirinden farklı olabilir.

Çocuğun Bilmek İstediği Şey: “Yarın Ne Olacak?”

Küçük çocuklar için belirsizlik zorlayıcı olabilir. Bu nedenle okula başlamadan önce yapılan hazırlık yalnızca çantayı hazırlamak ya da ertesi gün giyilecek kıyafeti seçmek değildir.

Çocuğun zihninde daha somut sorular vardır:

“Okula kiminle gideceğim?”
“Annem benimle içeri girecek mi?”
“Orada kim olacak?”
“Ben okuldayken annem nereye gidecek?”
“Beni kim alacak?”
“Ne zaman eve döneceğim?”

Yetişkin için küçük görünen bu ayrıntılar, çocuk için günün nasıl ilerleyeceğini anlamanın parçalarıdır.

Bu nedenle uzun açıklamalar yapmak yerine kısa, somut ve doğru bilgiler vermek daha yardımcı olabilir:

“Sabah birlikte hazırlanacağız. Seni okula ben götüreceğim. Öğretmenin seni karşılayacak. Bir süre okulda kalacaksın. Sonra seni almaya geleceğim.”

Burada önemli olan çocuğa her şeyin çok güzel geçeceğine dair söz vermek değil, bildiğimiz şeyleri anlaşılır hâle getirmektir.

“Hiç ağlamayacaksın.”

“Çok eğleneceksin.”

“Hiç korkacak bir şey yok.”

gibi cümleler yerine, gerçekleşeceğini bildiğimiz şeyleri söylemek çocuğun yeni güne hazırlanmasını kolaylaştırır.

Hazırlık Küçük Sorumluluklarla Başlayabilir

Çocuğu hazırlığa dahil etmek, yeni başlangıç içinde kontrol edebildiği küçük alanlar oluşturmasına yardımcı olabilir.Birlikte okul çantasını hazırlayabilirsiniz.Ertesi gün giyeceği iki kıyafet arasından seçim yapmasını isteyebilirsiniz.Matarasını çantasına kendisinin koymasına fırsat verebilirsiniz.Sabah evden çıkmadan önce yapılacakları birlikte sıralayabilirsiniz.

Buradaki amaç çocuğa bütün kararları bırakmak değildir. Yetişkin günün çerçevesini korurken çocuk da kendi yapabileceği küçük işlerin içinde yer alabilir.

Duygulara da Hazırlıkta Yer Açın

Çocuk okula başlamadan önce;

“Ben gitmek istemiyorum.”

diyebilir.

Ya da;

“Sen de benimle kal.”diye ısrar edebilir.

Bu anlarda çocuğu hemen ikna etmeye çalışmak yerine söylediği şeyi duyduğumuzu göstermek daha anlamlı olabilir:

“Benden ayrılmak istemiyorsun.”
“Yarının nasıl olacağını merak ediyorsun.”
“Yeni bir yere başlamak biraz zor gelebilir.”

Bu cümleler çocuğun duygusunu ortadan kaldırmaz. Ama duygusunun yetişkin tarafından fark edildiğini hissetmesine yardımcı olur.

Ardından çerçeve yine korunabilir:

“Yarın okula gideceğiz. Seni öğretmenin karşılayacak ve okuldan sonra yeniden buluşacağız.”

Çocuğun duygusunu kabul etmekle planı değiştirmek aynı şey değildir.

Sahadan Bir Gözlem: Okul sabahları çocukların belirsizlikle baş etme biçimleri birbirinden oldukça farklı görünebilir. Bir çocuk sabah erkenden kalkar. Çantasını kendisi taşımak ister, matarasını birkaç kez kontrol eder ve ayakkabılarını yardım almadan giymeye çalışır. Başka bir çocuk ise tam tersini yapabilir. Evden çıkma zamanı yaklaştıkça oyunu uzatır: “Bir çizgi film daha izleyeyim.”
“Bu oyun bitsin, sonra gidelim.”
“Beş dakika daha.” Ayakkabısını giymek istemez, hazırlanmayı ağırdan alır ya da evden çıkışı sürekli ertelemeye çalışır. İlk çocuk yeni günün içinde yapabildiği şeylere tutunarak kendisine küçük kontrol alanları oluştururken, ikinci çocuk yaklaşan ayrılığı geciktirmeye çalışıyor olabilir. Bu nedenle dışarıdan birbirinin tam tersi görünen iki davranışın altında benzer bir ihtiyaç bulunabilir: Yeni ve henüz tam olarak bilinmeyen bir deneyimi yönetebilmek.

Nelerden Kaçınmak Faydalı Olabilir?

İyi niyetle söylenen bazı cümleler çocuğun yaşadığı duyguyu daha da zorlaştırabilir:

“Hiç ağlama olur mu?”
“Bak herkes gidiyor.”
“Sen artık büyüdün.”
“Söz ver, ağlamayacaksın.”

Bu cümleler çocuğun duygusunu ortadan kaldırmaz; bazen yalnızca o duyguyu göstermesini zorlaştırır.

Çocuğun ağlamayacağına dair söz vermesini istemek yerine, ağlasa da ne olacağını bilmesine yardımcı olmak daha gerçekçidir:

“Zorlanırsan öğretmenin yanında olacak. Ben de okul bittikten sonra seni almaya geleceğim.”

Sahadan Notlar :Yıllar içinde görülen önemli şeylerden biri, çocukların bazen okulun kendisinden çok ne olacağını bilememekte zorlanmalarıdır. Bu nedenle hazırlığın amacı çocuğu okula gitmeye ikna etmek değildir. Her ayrıntıyı önceden anlatmak da değildir. Ama çocuğun bilmesi gereken kadarını bilmesine, sorularını sorabilmesine ve yaklaşan değişimin aile tarafından taşınabildiğini hissetmesine yardımcı olmaktır. Hazırlık, kaygıyı sıfırlamak değil; bilinmeyeni biraz daha bilinir hâle getirmektir. Evde yapılan hazırlık çocuğa ilk adımı atması için bir çerçeve sunar. Ancak okul kapısından içeri girildiğinde artık anlatılan değil, yaşanan deneyim başlar.  
Anaokulunda İlk Gün

İlk gün, çocuğun okula ne kadar hızlı uyum sağlayacağını görmek için yapılan bir sınav değildir.Çocuğun ne kadar süre kaldığı, kaç oyuna katıldığı, öğretmeniyle ne kadar konuştuğu ya da kapıda ağlayıp ağlamadığı bize sürecin sonucunu göstermez.

İlk günün asıl işlevi daha basittir:

Çocuğun yeni ortamla tanışmaya başlaması.

Çocuk sınıfa girdiğinde yalnızca oyuncakları görmez. Aynı anda pek çok yeni bilgiyi anlamaya çalışır.

Burası nasıl bir yer?

Burada kimler var?

Bu yetişkin bana nasıl yaklaşacak?

Diğer çocuklar ne yapıyor?

Ben burada ne yapabilirim?

Ailem giderse yeniden gelecek mi?

Bu nedenle ilk günlerde çocuğun yalnızca ne yaptığına değil, yeni ortamı nasıl tanımaya çalıştığına bakmak gerekir.

İlk Gün Her Çocukta Farklı Görünebilir

Bir çocuk sınıfa girer girmez oyuncaklara yönelebilir.Bir başkası kapıda durup uzun süre etrafını izleyebilir.Biri öğretmenin oyun teklifini hemen kabul ederken diğeri cevap vermeyebilir.Bir çocuk ailesinin yanından uzaklaşıp zaman zaman dönerek onları kontrol edebilir.Bir başkası ise ilk gün boyunca ailesine yakın kalmayı tercih edebilir.Bu farklılıkların hiçbiri tek başına bize çocuğun okula “iyi” ya da “kötü” uyum sağlayacağını söylemez.

İlk gün bize bir sonuç değil, çocuğun yeni bir ortama nasıl yaklaştığına dair ilk ipuçlarını verir.

İlk Gün Rahatsa “Alıştı” Diyebilir miyiz?

Ailelerin ilk günün ardından rahatlıkla söylediği cümlelerden biri şudur:

“Çok güzel geçti. Sanırım alıştı.”

Çocuğun ilk gün rahat olması elbette sevindiricidir. Ancak bunu uyum sürecinin tamamlandığı şeklinde yorumlamak için erken olabilir.İlk günlerde yenilik ve merak oldukça güçlüdür.Çocuk yeni oyuncakları keşfeder.Bahçeyi inceler.Sınıfta neler olduğunu merak eder.Öğretmeniyle tanışır.Üstelik oryantasyonun ilk günlerinde okulda geçirilen süre çoğu zaman henüz kısadır.

Bu nedenle bazı çocuklar ilk birkaç günü oldukça rahat geçirirken, okulun artık yalnızca gidilip keşfedilen yeni bir yer değil, düzenli olarak gidilecek bir yaşam alanı olduğunu fark ettiklerinde farklı tepkiler göstermeye başlayabilirler.

 Sahadan Bir Gözlem: İlk hafta sınıfa keyifle giren, oyuncaklarla oynayan ve ailesinden rahat ayrılan bir çocuk düşünelim. Aile doğal olarak; “Bizimki hemen alıştı.” diye düşünebilir. İkinci haftada okulda geçirilen süre uzamaya başladığında çocuk sabah; “Bugün gitmek istemiyorum.” demeye başlayabilir. Kapıda ayrılmak istemeyebilir ya da daha önce göstermediği bir tepki gösterebilir. Bu değişim ilk haftanın “sahte”, ikinci haftanın ise “gerçek” olduğu anlamına gelmez. İlk günlerde çocuk büyük ölçüde yeni ortamı keşfediyor olabilir. Zaman ilerledikçe okulun günlük yaşamındaki yerini, ayrılığın tekrar edeceğini, öğretmenini ve grup düzenini daha iyi anlamaya başlar. Oryantasyonun duygusal tarafı bazen tam da bu noktada daha görünür hâle gelir. Bu nedenle ilk haftanın rahatlığına bakarak sürecin tamamlandığını düşünmek kadar, ikinci haftadaki zorlanmaya bakarak “Başa döndük.” demek de yanıltıcı olabilir.

İlk Gün Ne Kadar Sürmeli?

Ailelerden sık gelen sorulardan biri de şudur:

“Sadece bir saat kaldı. Bu kadar kısa süre yeterli mi?”

İlk günün niteliğini yalnızca dakika ya da saat üzerinden değerlendirmek doğru değildir.Bazen kısa ama çocuğun taşıyabildiği bir deneyim, uzun fakat giderek yoğunlaşan bir zorlanmayla geçirilen saatlerden daha işlevsel olabilir.Bu nedenle ilk günlerde süre belirlenirken yalnızca saate değil, çocuğun deneyimine de bakılır.

Yeni ortamla temas kurabildi mi?

Zaman zaman rahatlayabildi mi?

Çevresine ilgi gösterebildi mi?

Sürenin nasıl artırılacağını ilerleyen bölümde, “Bağ Temelli Oryantasyon Yaklaşımı” başlığı altında daha ayrıntılı ele alacağız.

İlk Günün Görevi

İlk günün sonunda çocuğun;

arkadaş edinmiş, etkinliklere katılmış, öğretmeniyle yakın ilişki kurmuş, ağlamadan ayrılmış olması gerekmez. İlk gün yalnızca ilk deneyimdir.

Bazen çocuk o gün oyun oynar.

Bazen izler.

Bazen yaklaşır.

Bazen geri çekilir.

Bazen de bütün enerjisini yalnızca yeni ortamda bulunmaya harcar.

İlk günü değerlendirirken “Ne kadar iyi yaptı?” sorusundan çok, “Bu yeni deneyimi nasıl yaşadı?” sorusu bize daha fazla şey anlatır.

Peki Ya Anne Baba?

Çocuğun okula başladığı ilk gün yalnızca onun için değil, anne-baba için de yeni bir deneyimdir.Kapıda vedalaştıktan sonra;

“Şimdi ne yapıyor?”
“Hâlâ ağlıyor mu?”
“Biraz daha yanında kalsaydım daha mı iyi olurdu?” gibi soruların zihinden geçmesi oldukça anlaşılırdır.

Çocuğun doğduğu günden beri onu rahatlatmaya, korumaya ve zorlandığında yanında olmaya alışan anne-baba için okul, bu görevin bir bölümünü başka yetişkinlerle paylaşmaya başlamak anlamına da gelir. Bu nedenle bazen ayrılık çocuk kadar ebeveyni de zorlayabilir.

Burada önemli olan anne-babanın hiç kaygılanmaması değil; kendi kaygısıyla çocuğun yaşadığı duyguyu birbirinden ayırabilmesidir.

Ailelerden sık duyulan;

“Galiba ben ondan daha çok zorlandım.” cümlesi tam da bunu anlatır.

Çocuğun öğretmeniyle ilişki kurması, onun yanında sakinleşebilmesi ya da ailesi olmadan keyifli zaman geçirebilmesi anne-babasıyla kurduğu bağın azaldığı anlamına gelmez. Çocuğun dünyası genişlemektedir; anne-baba da bu genişleyen dünyaya eşlik etmeyi öğrenmektedir.

Çocuğun dünyasına yeni yetişkinler girdikçe önemli bir soru ortaya çıkar: Ailesiyle kurduğu güven ilişkisine ne olur?

Güven Değişmez Genişler

Bağlanma ve Çocuğun Yeni İlişkileri

Okula başlamak birçok ebeveyn için bir ayrılık deneyimi gibi hissedilebilir. Çocuk açısından bakıldığında ise yaşanan şey yalnızca ailesinden ayrılmak değildir. Aynı zamanda güven duyduğu ilişkilerin dünyası da genişlemeye başlar.

Yaşamın ilk yıllarında çocuk için güvenin merkezi çoğunlukla anne-babası ya da bakım veren yetişkinlerdir.

Korktuğunda onların yanına gelir. Canı acıdığında onları arar. Yeni bir ortama girdiğinde dönüp yüzlerine bakar. Merak ettiği bir şeyi keşfetmek için uzaklaşır, ihtiyaç duyduğunda yeniden yanlarına döner.

Anaokuluyla birlikte çocuk, bu deneyimi aile dışındaki yetişkinlerle de yaşamaya başlar.Öğretmen zaman içinde yardım isteyebileceği, zorlandığında yanına gidebileceği, sevincini paylaşabileceği ve ihtiyaç duyduğunda destek alabileceği yetişkinlerden biri hâline gelir.

Bu, anne-babayla kurulan ilişkinin azalması ya da öğretmenin onların yerini alması anlamına gelmez.

Güven değişmez; genişler.

Bağlanmak, Bağımlı Olmak Değildir

Bağlanma zaman zaman bağımlılıkla karıştırılır. Oysa çocuğun ihtiyaç duyduğunda bir yetişkine yaklaşabilmesi, dünyayı tek başına keşfedemeyeceği anlamına gelmez. Tam tersine, bağlanma kuramının önemli noktalarından biri çocuğun güvendiği ilişkiyi bir dayanak olarak kullanabilmesidir.

Bunu günlük yaşamda kolayca görebiliriz.

Parkta oynayan küçük bir çocuk önce anne-babasının yanında durabilir. Bir süre sonra birkaç adım uzaklaşır. Oyuncaklara yaklaşır. Ardından dönüp yetişkinin hâlâ orada olup olmadığına bakar. Kendini rahat hissettiğinde biraz daha uzaklaşır. Bir şey olduğunda ise yeniden yanına döner.

Anaokulunda da benzer bir süreç yaşanabilir. İlk günlerde öğretmeninin yakınında kalmak isteyen çocuk, zaman içinde sınıfın diğer tarafındaki oyuncağa yaklaşmaya başlar. Daha sonra başka çocukların oyununu merak eder. Bir süre sonra grubun içine girer. Öğretmen artık sürekli yanında değildir; fakat çocuk ihtiyaç duyduğunda ona ulaşabileceğini bilir.

Güvenli ilişki çocuğu yetişkine yapıştırmaz. Ondan uzaklaşabilmesi için ihtiyaç duyduğu zemini oluşturur.

Güvenin Genişlediğini Nereden Anlarız?

Bu değişim her zaman büyük davranışlarla ortaya çıkmaz. Çocuk tuvalete gitmek istediğini ilk kez öğretmenine söyleyebilir. Canı acıdığında ona yaklaşabilir. Bir konuda yardım isteyebilir. Yaptığı resmi göstermek için öğretmenini arayabilir. Üzüldüğünde yanında oturmayı kabul edebilir. Ya da ailesi yanında değilken bir sorun yaşadığında çözüm için öğretmenine yönelebilir.

Dışarıdan bakıldığında bunlar oldukça sıradan okul anlarıdır.Çocuk açısından ise yeni bir bilginin oluşmaya başladığını gösterebilir:

“Burada da ihtiyaç duyduğumda ulaşabileceğim biri var.”

Sahadan Bir Gözlem: İlk günlerde öğretmeninin hemen yanında kalmak isteyen bir çocuk düşünelim. Öğretmen sınıfın içinde hareket ettiğinde onu takip ediyor, oyun oynarken bile sık sık nerede olduğuna bakıyor. Bir süre sonra aynı çocuk öğretmenin birkaç metre uzağında oyun oynamaya başlıyor. Daha sonra yanındaki çocuğun oyununa ilgi gösteriyor. Bir gün öğretmen sınıfın diğer tarafındayken oyununa devam edebiliyor. Burada önemli değişim, çocuğun öğretmenine artık ihtiyaç duymaması değildir. Öğretmenin orada olduğunu sürekli kontrol etmesine giderek daha az ihtiyaç duymasıdır. İlişki kuruldukça çocuk yetişkinin yanında kalmak zorunda olmadan da çevresine açılabilir.

Çocuğun Dünyası Genişler

Çocuğun öğretmeninden destek alabilmesi, ailesiyle kurduğu bağdan vazgeçmesi anlamına gelmez.Çocuk ilk ilişkisini geride bırakıp yenisini kurmaz. Daha önce kurduğu ilişkilerin yanına yenilerini ekler.Bu nedenle anaokuluna uyumun önemli gelişimsel kazanımlarından biri yalnızca aileden ayrılabilmek değildir. Çocuk zaman içinde şunu deneyimler:

“Ailem yanımda değilken de yardım isteyebilirim.”

“Başka yetişkinlerle ilişki kurabilirim.”

“Uzaklaşabilirim ve ihtiyaç duyduğumda yeniden yaklaşabilirim.”

Bu deneyimler çocuğun dünyasını küçültmez; genişletir.Çocuk ailesini geride bırakmıyordur. Güvenebildiği ilişkilerin sınırlarını genişletiyordur.

Ayrılma Kaygısı Anlamak

Anaokuluna başlamak, birçok çocuk için aileden düzenli olarak ayrılmayı deneyimlediği yeni bir dönemdir. Bu nedenle ilk günlerde bazı çocuklar vedalaşırken zorlanabilir.

Ağlayabilir.

Anne-babasına sıkıca sarılabilir.

Kapıdan içeri girmek istemeyebilir.

“Sen de benimle gel.” diyebilir.

Evden çıkmadan önce okula gitmek istemediğini söyleyebilir.

Bazı çocuklar zorlandığını açıkça gösterirken bazıları sessizleşebilir, daha fazla fiziksel yakınlık arayabilir ya da ayrılık yaklaşırken farklı davranışlar gösterebilir.Bunların hiçbiri tek başına çocuğun okula hazır olmadığını göstermez.

Ayrılma Kaygısı Bize Ne Söyler?

Çocuk için önemli olan birinden ayrılmak kolay olmayabilir. Üstelik anaokulunun ilk günlerinde çocuk yalnızca ailesinden ayrılmıyordur; henüz tam olarak tanımadığı bir ortamda kalmayı da öğreniyordur. Bu nedenle ayrılık anında aslında iki önemli sorunun cevabını deneyimlemeye çalışır:

“Ben burada güvende miyim?”
“Annem ya da babam geri gelecek mi?”

Bu soruların cevabı çocuğa yalnızca anlatılarak verilmez. Çocuk bunu tekrar eden deneyimlerle öğrenir. Ailesi vedalaşır ve geri gelir. Öğretmeni ihtiyaç duyduğunda yanında olur. Okulun günlük akışı giderek tanıdık hâle gelir. Bir süre sonra çocuk, daha önce bilmediği bir şeyi artık deneyimlerinden bilir:

Ayrılık olur ve ardından yeniden buluşulur.

Her Ağlama Ayrılma Kaygısı Değildir

Okul kapısındaki gözyaşlarını hemen tek bir nedene bağlamamak gerekir. Çocuk o sabah yorgun olabilir. Uykusunu yeterince alamamış olabilir. Evden ayrılmak istememiş olabilir. Hafta sonunun ardından ailesiyle biraz daha kalmak isteyebilir. Evde yaşanan bir değişiklikten etkilenmiş olabilir. Ya da yalnızca o gün ayrılık ona daha zor gelmiş olabilir.

Bu nedenle tek başına;

“Bugün ağladı.” bilgisi bize uyum sürecinin nasıl ilerlediğini anlatmak için yeterli değildir.

Daha önemli soru şudur:

Ayrılıktan sonra ne oldu?

Öğretmeninin desteğini kabul edebildi mi?

Bir süre sonra sakinleşebildi mi?

Çevresine yeniden ilgi göstermeye başladı mı?

Oyuna yaklaşabildi mi?

Günün bazı anlarında keyif alabildi mi?

İhtiyaç duyduğunda yardım isteyebildi mi?

Bunlar, çocuğun yaşadığı kaygının ardından yeniden düzenlenebilme süreci hakkında bize daha fazla bilgi verir. Bu nedenle oryantasyonu yalnızca okul kapısındaki birkaç dakikaya bakarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir.

 Sahadan Bir Gözlem: Bir çocuk sabah annesinden ayrılırken yoğun biçimde ağlayabilir. Anne kapıdan ayrıldıktan sonra öğretmeni çocuğun yanında kalır. Çocuk bir süre daha ağlar. Ardından öğretmeninin gösterdiği bir kitaba bakmaya başlar. Bir süre sonra sınıftaki çocukları izler ve daha sonra oyuna yaklaşır. Okul çıkışında anne doğal olarak ilk olarak şunu sorabilir: “Çok ağladı mı?” Oysa o gün hakkında en anlamlı bilgi yalnızca ağlamış olması değildir. Ağladıktan sonra ne yapabildiğidir. Başka bir çocuk ise kapıda hiç ağlamadan içeri girebilir fakat gün boyunca sessizce bir köşede durabilir, öğretmenle temas kurmayabilir ve çevresine yönelmekte zorlanabilir. Bu iki çocuk üzerinden yalnızca gözyaşına bakarak; “Birincisi zorlanıyor, ikincisi uyum sağladı.” demek yanıltıcı olur. Ağlama bir işarettir; tek başına bir ölçüt değildir.

Kaygının Hiç Olmaması mı, Düzenlenebilmesi mi?

Oryantasyon sürecinin amacı çocuğun hiç üzülmemesi, hiç özlememesi ya da hiç ağlamaması değildir. Yeni bir başlangıç bazı çocuklarda güçlü duygular yaratabilir. Daha anlamlı olan, çocuğun zaman içinde bu duyguların içinden geçebilmesi ve çevresindeki yetişkinlerin desteğiyle yeniden günlük yaşama dönebilmesidir. Bugün on beş dakika süren bir zorlanma birkaç gün sonra daha kısa sürebilir. İlk gün yalnızca öğretmeninin yanında sakinleşebilen çocuk zamanla oyunun içinde de rahatlayabilir. Başlangıçta sürekli ailesini soran çocuk, günün akışını öğrendikçe ne zaman yeniden buluşacaklarını daha iyi öngörebilir.

Uyumu gösteren şey, kaygının bir anda ortadan kalkması değil; çocuğun zaman içinde ayrılık deneyimini daha taşınabilir hâle getirebilmesidir.

Ne Zaman Daha Yakından Bakmak Gerekir?

Her zorlanmayı oryantasyonun doğal bir parçası olarak değerlendirmek de doğru değildir. Çocuğun zorlanması zaman içinde azalmıyor, giderek yoğunlaşıyorsa; okul gününün büyük bölümünde rahatlayamıyor, çevresiyle ilişki kurmakta belirgin biçimde güçlük yaşıyor ya da yaşadığı zorlanma uyku, yemek, tuvalet, oyun ve günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa süreci daha yakından değerlendirmek gerekir.

Burada tek bir belirtiye değil; yoğunluğa, süreye, sıklığa ve çocuğun günlük işlevselliğine birlikte bakmak daha anlamlıdır. Aile ve okulun gözlemlerini paylaşması, gerektiğinde sürecin yeniden planlanması ve ihtiyaç varsa bir uzmandan destek alınması uygun olabilir.

Sahadan Not: Ailelerden sık duyulan cümlelerden biri şudur: “Sabah çok zorlandı. Demek ki hazır değil.” Oysa yalnızca kapıdaki vedaya bakarak çocuğun hazır olup olmadığına karar vermek mümkün değildir. Bazı çocuklar duygularını yüksek sesle gösterir. Bazıları daha sessiz yaşar. Bazıları kısa sürede toparlanır. Bazılarının ise daha fazla desteğe ve zamana ihtiyacı olur. Bu nedenle ayrılma anından çok, ayrılığın ardından çocuğun ne yapabildiğini ve bunun zaman içinde nasıl değiştiğini izlemek daha güvenilir bir yol göstericidir. Amaç kaygısız bir çocuk yaratmak değil; çocuk kaygılandığında bunu güvenli ilişkiler içinde taşıyabilmesine yardımcı olmaktır.
Bağ Temelli Oryantasyon Yaklaşımı

Okula uyum süreci bazen çocuğun okulda ne kadar süre kaldığı üzerinden değerlendirilir.

“Bugün bir saat kaldı.”

“Yarın iki saate çıkaralım.”

“Haftaya tam güne geçsin.”

Oysa bağ temelli bir oryantasyon yaklaşımında süre tek başına belirleyici değildir. Asıl dikkat edilen şey, çocuğun okulda geçirdiği süre içinde yeni ortamla ve öğretmeniyle nasıl bir ilişki kurabildiğidir. Bu nedenle her çocuk için aynı takvimle ilerleyen değişmez bir oryantasyon planından söz etmek güçtür.

Bazı çocuklar yeni ortamla kısa sürede temas kurabilirken bazıları önce uzun süre gözlemlemeye ihtiyaç duyabilir. Bir çocuk öğretmeninin yaklaşımını ilk günden kabul ederken başka bir çocuk birkaç gün boyunca yalnızca ailesi yanındayken onunla iletişim kurabilir.

Bağ temelli yaklaşımın amacı çocuğu mümkün olduğunca hızlı biçimde ailesinden ayırmak değil; ayrılığı taşıyabileceği yeni bir ilişki kurulmasına alan açmaktır.

Önce Tanışmak, Sonra İlerlemek

Oryantasyonun ilk günlerinde öğretmenin önemli görevlerinden biri çocuğu tanımaktır.

Neleri merak ediyor?

Hangi oyunlara yaklaşıyor?

Yeni bir yetişkin onunla konuştuğunda nasıl karşılık veriyor?

Temasa mı ihtiyaç duyuyor, biraz mesafeden gözlemlemeyi mi tercih ediyor?

Zorlandığında ona ne iyi geliyor?

Ailesinden uzaklaşmayı deniyor mu?

Uzaklaştığında yeniden dönüp onları kontrol ediyor mu?

Bu gözlemler çocuğun “başarılı olup olmadığını” değerlendirmek için değil, ona nasıl yaklaşılması gerektiğini anlayabilmek için yapılır.

Aileden alınan bilgiler de bu tanıma sürecinin önemli bir parçasıdır. Ancak önceki bölümlerde üzerinde durduğumuz gibi, evde anlatılan çocukla okulda karşılaşılan çocuk her zaman birebir aynı görünmeyebilir.Bu nedenle oryantasyon, aileden alınan bilgiyle okulda yapılan gözlemin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

Süre Nasıl Artar?

Bağ temelli oryantasyonda okulda geçirilen sürenin artması yalnızca takvime göre planlanmaz. Çocuğun verdiği işaretlere bakılır.

Örneğin çocuk; öğretmenin yaklaşımını kabul etmeye, ailesinden kısa sürelerle uzaklaşabilmeye, çevresine ilgi göstermeye, ihtiyaç duyduğunda öğretmenden destek almaya, günün bazı rutinlerine katılmaya başladıkça okulda geçirdiği süre de kademeli olarak genişletilebilir.

Burada önemli bir ayrım var:

Çocuğun hiç zorlanmaması beklenmez.

Oryantasyon, çocuk ağladığı anda geri dönülen ya da bütün zorlanmaların ortadan kaldırıldığı bir süreç değildir. Çocuğun taşıyabileceği düzeydeki zorlanmaya, güvenilir bir yetişkinin eşliğinde alan açılır. Çünkü amaç çocuğu bütün zor duygulardan korumak değil; yeni deneyimi tek başına taşımak zorunda kalmamasını sağlamaktır.

Çocuğun İşaretlerini İzlemek Ne Demektir?

“Çocuğun ritmine göre ilerlemek” ifadesi kolaylıkla yanlış anlaşılabilir. Bu, bütün kararları çocuğun vermesi anlamına gelmez.

Çocuk;

“Bugün gitmek istemiyorum.” dediğinde okulun iptal edilmesi, ailesinden ayrılmak istemediğinde her seferinde planın değiştirilmesi ya da yalnızca kendisinin istediği kadar okulda kalması bağ temelli yaklaşım değildir. Çerçeveyi yetişkinler oluşturur. Çocuğun görevi bu çerçeveyi yönetmek değil; onun içinde yeni deneyimi yaşamaktır. Yetişkinin görevi ise çocuğun tepkilerini yok saymadan sürecin hızını ve desteğin biçimini ayarlayabilmektir.

Bağ temelli olmak sınırsız olmak değildir.

Duyguyu görmekle sınırı korumak aynı anda mümkündür.

Öğretmen Ne Yapar?

İlk günlerde öğretmenin amacı çocuğu sürekli oyuna çağırmak ya da dikkatini ailesinden uzaklaştırmak değildir.

Bazen yaklaşır. Bazen biraz mesafede kalır. Bazen çocuğun başlattığı oyuna katılır. Bazen konuşmadan yanında oturur. Bazen bir materyali gösterir ve çocuğun karar vermesini bekler. Bazen de çocuk ailesine döndüğünde buna alan açar. Öğretmenin çocuğa verdiği temel deneyim şudur:

“Sana yaklaşabilirim ama seni zorlamam. İhtiyaç duyduğunda buradayım.” İlişki çoğu zaman bu küçük ve tekrar eden karşılaşmaların içinde kurulmaya başlar.

 Sahadan Bir Gözlem: Bazen bir çocuk öğretmeninin elini tutmayı kabul eder. Bir başkası öğretmeniyle konuşmaz ama onun yanında aynı kitabın sayfalarına bakar. Başka bir çocuk sınıfın içine girmek istemezken birkaç gün sonra kapının yakınındaki bir oyuncakla oynamaya başlar. Bir çocuk yanında getirdiği küçük bir nesneyi gün boyunca birkaç kez kontrol eder. Bir diğeri ilk günlerde hiçbir grup etkinliğine katılmazken bir sabah kendi isteğiyle diğer çocukların yanına oturur. Bunların hiçbiri tek başına büyük bir değişim gibi görünmeyebilir. Ancak oryantasyon sürecinde önemli olan her zaman büyük adımlar değildir. Çocuğun dün yapamadığı ama bugün yapabildiği küçük şeyler, yeni ortamla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğine dair önemli bilgiler verir.

Aynı Program, Farklı Çocuklar

Bağ temelli yaklaşımın belki de en önemli taraflarından biri burada ortaya çıkar:

Aynı sınıfta bulunan çocukların aynı oryantasyon programına ihtiyaç duymaması mümkündür. Bir çocuk için bir saat yeterli bir ilk deneyimken başka bir çocuk daha kısa bir başlangıca ihtiyaç duyabilir. Bir çocuk ailesinin sınıfta kısa süre bulunmasından yararlanırken bir başkası ailesi ortamdayken öğretmenle ilişki kurmak yerine yalnızca ailesine yönelmeye devam edebilir. Bu nedenle yöntem çocuğa göre düşünülür. Ancak burada da her şeyi çocuğun bireyselliğine bağlamamak gerekir.

Oryantasyon yalnızca çocuğun mizacından etkilenmez. Ailenin yaklaşımı, öğretmenin çocukla kurduğu ilişki, sınıfın yapısı, okulun oryantasyon politikası ve çocuğun önceki ayrılık deneyimleri de sürecin parçalarıdır.

Sahadan Not: Oryantasyonun ilerlediğini bazen çok küçük anlardan anlarız. İlk gün öğretmenine hiç bakmayan çocuk bir sabah ona oyuncağını gösterir. Ailesinin yanından ayrılmayan çocuk birkaç metre uzaklaşıp oyuna yaklaşır. Öğretmeninin yanında sessizce oturan çocuk ertesi gün onunla konuşmaya başlar. Bu nedenle bağ temelli oryantasyonda yalnızca; “Bugün kaç saat kaldı?” sorusu sorulmaz. Yanına başka sorular da eklenir: “Bugün öğretmeniyle ilişkisi nasıldı?”
“Düne göre farklı yaptığı bir şey oldu mu?”
“Zorlandığında desteği kabul edebildi mi?”
“Çevresine biraz daha açılabildi mi?” Çünkü oryantasyonun merkezinde yalnızca süre değil, ilişki ve çocuğun zaman içindeki değişimi vardır.
Okuldan Ne Bekleyebilirsiniz?

Okula uyum süreci yalnızca çocuğun başarması gereken bir görev değildir. Çocuğun yeni bir ortama uyum sağlamaya çalıştığı bu dönemde okulun da çocuğu tanımak, aileyle ilişki kurmak ve gerektiğinde süreci yeniden düzenlemek gibi sorumlulukları vardır. İyi planlanmış bir oryantasyon sürecinin amacı, bütün çocukların mümkün olduğunca kısa sürede aynı düzene geçmesini sağlamak değildir. Amaç; çocuğun yeni ortamı tanıyabileceği, öğretmeniyle ilişki kurabileceği ve zaman içinde okul yaşamına katılabileceği koşulları oluşturabilmektir.

Okul Önce Çocuğu Tanımaya Çalışmalıdır

Aile okula çocuğuyla ilgili önemli bilgiler getirir. Nelerden hoşlandığını, hangi durumlarda zorlandığını, daha önce ailesinden ayrı kalıp kalmadığını, günlük rutinlerini ve evde nasıl bir çocuk olduğunu anlatır. Bunların hepsi değerlidir. Ancak okulda bir başka tanışma daha başlar:

Çocuğun grup içindeki hâliyle tanışmak.

Çünkü önceki bölümlerde de gördüğümüz gibi, evde çok konuşan bir çocuk okulda uzun süre sessiz kalabilir. Ailesinin “Benden hiç ayrılmaz.” diye anlattığı bir çocuk öğretmeniyle beklenenden daha kolay ilişki kurabilir. Evde kolaylıkla bekleyebilen bir çocuk, grup içinde öğretmenin ilgisini paylaşmakta zorlanabilir. Bu nedenle okulun görevi çocuğu aileden aldığı bilgilerle tanımlamak değil; o bilgileri okulda yaptığı gözlemlerle birlikte değerlendirmektir.

Oryantasyon Her Çocuk İçin Aynı Görünmeyebilir

Sağlıklı bir oryantasyon sürecinde okulun elinde bir plan vardır; ancak bu planın çocuğun ihtiyaçlarını görebilecek kadar esnek olması gerekir.Bir çocuk öğretmeniyle kısa sürede ilişki kurabilir. Bir diğeri için bu ilişki daha yavaş gelişebilir. Bir çocuk küçük grupta rahat ederken başka bir çocuk başlangıçta daha sakin bir ortama ihtiyaç duyabilir. Bir çocuk için sürenin artırılması uygunken başka bir çocuk için aynı hız fazla gelebilir. Burada önemli olan plansız ilerlemek değildir. Planın çocuğa hizmet etmesidir; çocuğun plana uymaya zorlanması değil.

Aileyle İletişim Sürecin Bir Parçasıdır

Oryantasyon sırasında aile ve okulun birbirinden haberdar olması önemlidir. Aile evde gördüğü değişiklikleri paylaşır. Okul çocuğun sınıftaki deneyimine ilişkin gözlemlerini aktarır. Bazen iki tarafta görülen çocuk birbirinden oldukça farklıdır.

Örneğin çocuk okulda gün boyunca oyunlara katılmış ve rahat görünmüş olabilir; eve geldiğinde ise daha hassas davranabilir.Ya da aile sabah çok zor bir ayrılık yaşadığı için bütün günün zor geçtiğini düşünebilirken çocuk kısa bir süre sonra öğretmeninin desteğini kabul ederek günlük akışa katılmış olabilir.

Bu iki bilgi birbirine karşıt değildir.

Çocuğun deneyiminin farklı parçalarını gösterir.

Bu nedenle aile-okul iletişiminin amacı yalnızca;

“Bugün ağladı mı?”

sorusuna cevap vermek değildir.

Çocuğun zaman içinde nasıl değiştiğini birlikte görebilmektir.

Öğretmenle Konuşurken Neleri Merak Edebilirsiniz?

Okul çıkışında günün geri kalanındaki deneyimi anlamaya yardımcı olacak sorular sorabilirsiniz:

  • “Ayrıldıktan sonra onu en çok ne rahatlattı?”
  • “Günün hangi anlarında daha rahat görünüyordu?”
  • “Kendi isteğiyle yaklaştığı bir oyun ya da etkinlik oldu mu?”
  • “Zorlandığında desteğinizi kabul edebildi mi?”
  • “Bugün düne göre farklı yaptığı bir şey fark ettiniz mi?”
  • “Evde bizim dikkat etmemizi önerdiğiniz bir şey var mı?”

Bu soruların amacı öğretmenden her gün ayrıntılı bir rapor almak değildir. Amaç, çocuğun zaman içindeki değişimini aile ve okulun birlikte izleyebilmesidir.

Okuldan Neleri Bekleyebilirsiniz?

Oryantasyon sürecinde okuldan;

  • çocuğun bireysel özelliklerini tanımaya çalışmasını,
  • aileden alınan bilgileri okul gözlemleriyle birlikte değerlendirmesini,
  • öğretmenin çocukla ilişki kurmasına zaman tanımasını,
  • çocuğun verdiği işaretleri takip etmesini,
  • gerektiğinde oryantasyon planını yeniden değerlendirebilmesini,
  • aileyle açık ve düzenli iletişim kurmasını,
  • çocuğu başka çocuklarla karşılaştırmak yerine kendi süreci içinde değerlendirmesini

bekleyebilirsiniz.

Ancak burada önemli bir denge vardır:

Çocuğa göre ilerlemek, okulun bütün sınırlarını ve günlük düzenini her çocuk için değiştirmesi anlamına gelmez.

Anaokulu aynı zamanda bir grup ortamıdır. Çocuk bireysel ihtiyaçları görülürken yavaş yavaş bu grubun rutinleriyle, sınırlarıyla ve ortak yaşamıyla da tanışır. İyi bir okul ortamının görevi bu iki alan arasında denge kurabilmektir: Çocuğu görmek ve aynı zamanda onu grubun bir parçası olmaya hazırlamak.

Sahadan Bir Gözlem: Bazen aile sabah oldukça zor bir ayrılık yaşar. Çocuk kapıda ağlamış, annesinin gitmesini istememiştir. Anne okuldan ayrılırken zihninde o görüntüyle kalır ve doğal olarak bütün günün aynı şekilde geçtiğini düşünebilir. Oysa sınıfta süreç devam eder. Çocuk bir süre öğretmeninin yanında kalır. Sonra çevresini izlemeye başlar. Bir oyuncağa yaklaşır. Öğretmeninden su ister. Bir süre sonra diğer çocukların oyununu izler. Okul çıkışında aileyle paylaşılan en önemli bilgi yalnızca; “Bir süre ağladı.” değildir. Sonrasında neler yapabildiği de anlatılmalıdır. Çünkü aile çocuğunu kapıda bıraktığı anı bilir; okul ise o andan sonra başlayan hikâyeyi görür. İyi bir okul-aile iletişimi, bu iki hikâyeyi bir araya getirir.
Sahadan Not : Oryantasyon sırasında ailelerin okula güvenebilmesi kadar, okulun da aileyi sürecin dışında bırakmaması önemlidir. Aile her anı görmek zorunda değildir. Öğretmenin de her gün çocuğun bütün gününü ayrıntılarıyla aktarması gerekmez. Ancak iki tarafın da çocuğun nasıl ilerlediğini anlayabileceği kadar bilgi paylaşması gerekir. Oryantasyon, çocuğun okula teslim edildiği bir süreç değil; sorumluluğun aile ve okul arasında giderek paylaşılmaya başlandığı bir dönemdir.
Uyum Her Zaman Düz Bir Çizgide İlerlemez.

Okula uyum çoğu zaman her gün biraz daha kolaylaşan düz bir çizgi gibi ilerlemez. İlk hafta rahat görünen bir çocuk ikinci hafta ayrılırken zorlanabilir. Cuma günü sınıfa keyifle giren çocuk pazartesi sabahı yeniden ailesinin yanında kalmak isteyebilir. Okulda gününü rahat geçiren bir çocuk eve geldiğinde daha fazla temas isteyebilir, daha çabuk öfkelenebilir ya da normalden daha yorgun olabilir. Bunlar tek başına sürecin geriye gittiğini göstermez.

Çocuk yeni bir yaşam düzenine alışırken yalnızca okulu tanımamaktadır. Gün boyunca yeni ilişkiler kurar, bir grubun içinde bulunur, bekler, paylaşır, ailesinden ayrı kalır ve birçok yeni uyaranla karşılaşır.Bütün bunlar küçük bir çocuk için önemli bir uyum yüküdür.

Okulda İyi, Evde Zor Olabilir mi?

Evet.

Çocuk gün boyunca okulun yapısına uyum sağlamaya çalışırken eve geldiğinde kendisini en güvende hissettiği ilişkide daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir. Bu bazen daha çok kucak istemek olarak görünür. Bazen daha çabuk öfkelenir. Bazen yalnız kalmak ister. Bazen erken yorulur. Bazen de daha önce geride bırakılmış bazı davranışlar (parmak emme, alt ıslatma, emzik kullanımı v.b.) kısa süreli olarak yeniden görülebilir.

Burada her davranışı doğrudan okula bağlamak doğru değildir. Ancak değişimin okula başlama dönemiyle birlikte ortaya çıkması, çocuğun yeni yaşam düzenine uyum süreciyle birlikte değerlendirilmesini gerektirebilir.

Bir Zor Gün, Başa Dönmek Değildir

Uyum sürecinde önemli olan tek tek günlerden çok zaman içindeki yönelimdir.

Çocuk öğretmeniyle giderek daha fazla ilişki kurabiliyor mu?

Okulda rahatladığı anlar artıyor mu?

Çevresine daha fazla ilgi gösteriyor mu?

Zorlandığında yeniden toparlanabiliyor mu?

Okulun günlük akışı giderek daha tanıdık hâle geliyor mu?

Bu sorulara zaman içinde daha sık “evet” diyebiliyorsak arada yaşanan zor günler sürecin bozulduğu anlamına gelmeyebilir.

 Sahadan Bir Gözlem :Ailelerin sık anlattığı durumlardan biri şudur: “Her şey çok güzel gidiyordu. Bu sabah yeniden ağladı. Başa mı döndük?” Çoğu zaman tek bir sabah bize bunu söylemez. Bazen çocuk yorgundur. Bazen hafta sonunun ardından ayrılık yeniden zor gelir. Bazen okul artık ilk günlerdeki yeni ve merak uyandıran yer olmaktan çıkmış, günlük yaşamının gerçek bir parçası hâline gelmiştir. Uyum, hiç zorlanmamak değildir. Zorlanılan günlerin içinde de yeniden devam edebilmektir.
Aile Bu Süreçte Nasıl Destek Olabilir?

Okula uyum sürecinde ailelerin en sık sorduğu sorulardan biri şudur:

“Peki biz ne yapabiliriz?”

Çocuğun okula alışmasını hızlandıracak tek bir yöntem ya da her çocukta işe yarayacak sihirli bir cümle yoktur. Ancak ailelerin günlük yaşamda kurduğu bazı küçük ve tutarlı yaklaşımlar, çocuğun yeni düzene uyum sağlamasını kolaylaştırabilir. Burada amaç çocuğun bütün kaygısını ortadan kaldırmak değildir. Duygularını fark ederken, yaşamındaki yetişkinlerin ne olacağını bildiğini ve süreci taşıyabildiğini hissettirmektir.

Duyguyu Değiştirmeden Önce Duymaya Çalışın

Çocuk;

“Okula gitmek istemiyorum.”

dediğinde yetişkinin ilk refleksi onu ikna etmek olabilir:

“Ama okul çok güzel.”
“Arkadaşların seni bekliyor.”
“Dün ne güzel oynadın.”
“Gidince yine çok eğleneceksin.”

Bu cümleler iyi niyetlidir. Ancak çocuk o anda okulun güzel olup olmadığını tartışmıyor olabilir. Bize yalnızca bugün gitmek istemediğini anlatıyordur.

Bazen daha kısa bir karşılık yeterlidir:

“Bugün gitmek istemiyorsun.”
“Benden ayrılmak sana zor geliyor.”
“Seni duyuyorum.”

Ardından yetişkin çerçeveyi koruyabilir:

“Bugün okul günün. Birlikte hazırlanacağız, seni okula bırakacağım ve okuldan sonra yeniden buluşacağız.”

Çocuğun duygusunu kabul etmek, onun istediğini yapmak anlamına gelmez. Duyguya alan açılabilir; sınır yine de korunabilir.

Küçük Seçimler Sunun, Büyük Kararları Çocuğa Bırakmayın

Çocuğun yeni düzen içinde söz sahibi olabileceği küçük alanların olması değerlidir.

“Kırmızı tişörtünü mü, beyaz tişörtünü mü giymek istersin?”
“Mataranı sen mi koymak istersin, birlikte mi koyalım?”

gibi seçimler sunulabilir.

Ancak;

“Bugün okula gitmek ister misin?” gibi aslında yetişkinin vereceği bir kararı çocuğa bırakmak farklıdır. Çocuk “hayır” dediğinde kararın değişmemesi, ona sunulmuş gibi görünen seçimin gerçekte bir seçim olmadığını gösterir. Bu nedenle çocuğun karar verebileceği alanlarla yetişkinin sorumluluğundaki alanların birbirinden ayrılması önemlidir.

Vedayı Uzatmayın, Vedayı Yok da Etmeyin

Vedalaşmadan gizlice ayrılmak o an için kolaylaştırıcı görünebilir. Ancak çocuk açısından ayrılığın öngörülebilir olması önemlidir. Diğer uçta ise vedayı tekrar tekrar uzatmak vardır.

Bir sarılma daha.

Bir öpücük daha.

Kapıdan yeniden dönmek.

“İyi misin?”

diye tekrar sormak.

Çocuğun ağladığını görünce yeniden yanına gitmek…

Bunların her biri sevgiyle yapılır. Ancak ayrılığın ne zaman tamamlanacağını çocuk için belirsiz hâle getirebilir. Kısa, sıcak ve mümkün olduğunca benzer bir veda çoğu zaman daha anlaşılırdır:

“Seni seviyorum. Şimdi öğretmeninle kalacaksın. Okuldan sonra gelip seni alacağım.” Sonra vedanın tamamlanmasına izin vermek gerekir.

Zor Bir Sabahın Ardından Planı Hemen Değiştirmeyin

Dün rahatça sınıfa giren çocuk bugün ağlayabilir. Cuma günü keyifle ayrılan çocuk pazartesi sabahı yeniden zorlanabilir.

Bu anlarda;

“Bugün gitmesin.”
“Biraz ara verelim.”
“Yarın yeniden deneriz.” demek yetişkine koruyucu bir çözüm gibi gelebilir.

Ancak önceki bölümde gördüğümüz gibi, uyum doğrusal ilerlemez. Her zorlanmada planın değişmesi okulun devamlılığını çocuk için daha belirsiz hâle getirebilir. Elbette yoğunluğu artan, uzun süren ya da çocuğun günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkileyen bir zorlanma ayrıca değerlendirilmelidir. Ama tek bir zor sabah, tek başına büyük bir karar vermek için yeterli değildir.

Eve Geldiğinde Önce Yeniden Buluşun

Okuldan alınan çocuğa yetişkinin merakla;

“Ne yaptınız?”
“Kimle oynadın?”
“Yemeğini yedin mi?”
“Ağladın mı?”
“Öğretmenin sana ne söyledi?” diye sorması çok anlaşılırdır.

Fakat çocuk gün boyunca pek çok yeni deneyimin içinden gelmiştir ve okuldan çıkar çıkmaz bunları anlatmaya hazır olmayabilir. Bazı çocuklar eve geldiğinde konuşmak yerine oyun oynamak ister. Bazıları kucağa ihtiyaç duyar. Bazıları sessiz kalır. Bazılarıysa daha arabaya biner binmez anlatmaya başlar. Çocuğun anlatmaya hazır olduğu zamanı beklemek de onu dinlemenin bir parçasıdır.

Peki Ne Sorabiliriz?

“Bugün okulda ne yaptın?” küçük bir çocuk için oldukça geniş bir sorudur. Bunun yerine daha somut sorular bazen konuşmayı kolaylaştırabilir:

“Bugün seni güldüren bir şey oldu mu?”
“En çok nerede oynamak hoşuna gitti?”
“Bugün şaşırdığın bir şey oldu mu?”
“Birinden yardım istediğin oldu mu?”

Ama burada da amaç çocuktan bilgi toplamak değildir. Bazen çocuk tek bir cümle söyler. Bazen hiçbir şey anlatmaz. Bazen de okulda yaşadığı bir şeyi saatler sonra oyununda gösterir.

Sahadan Bir Gözlem :Bir çocuk okuldan çıktığında ailesi; “Bugün ne yaptınız?” diye sorar. Çocuk; “Hiçbir şey.” der. Akşam evde oyuncaklarıyla oynarken bebeğini bir sandalyeye oturtur ve ona; “Annen şimdi gidecek, sonra gelecek.” der. Çocuklar yaşadıkları deneyimleri her zaman yetişkinlerin sorduğu anda ve yetişkinlerin beklediği biçimde anlatmazlar. Bazen bir oyun, bir resim, bir nesne ya da günün içindeki küçük bir çağrışım deneyimin kendiliğinden ortaya çıkmasına yardımcı olur. Bu nedenle çocuğun söyledikleri kadar oyununda ve davranışlarında ortaya çıkan küçük ipuçları da dinlenmeye değerdir.

Ev, Yine Ev Olarak Kalsın

Oryantasyon başladığında bazen bütün aile yaşamı okulun etrafında dönmeye başlayabilir. Sabah okul konuşulur. Çıkışta okul sorulur. Akşam ertesi gün hatırlatılır. Uyumadan önce yeniden okul gündeme gelir. Oysa çocuğun hayatında okul dışında da devam eden tanıdık bir dünya vardır.

Birlikte yemek yemek, oyun oynamak, kitap okumak ve alışılmış ev rutinlerinin devam ettiğini görmek yaşamındaki sürekliliği destekler. Çocuğun okula başladığı dönemde evin sürekli bir oryantasyon merkezine dönüşmesine gerek yoktur. Bazen yapılabilecek en destekleyici şeylerden biri, günlük yaşamın olağan akışını mümkün olduğunca korumaktır.

Hatırlamakta Fayda Var: Duyguyu hemen değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışın. Çocuğun karar verebileceği alanlarla yetişkinin sorumluluğundaki kararları birbirinden ayırın. Vedaları kısa, sıcak ve tutarlı tutun. Gizlice ayrılmayın. Tek bir zor güne bakarak sürecin tamamı hakkında karar vermeyin. Çocuğunuzu başka çocuklarla karşılaştırmayın. Okuldan sonra anlatması için ona biraz zaman bırakın. Evdeki tanıdık rutinleri mümkün olduğunca koruyun. Yoğun veya giderek artan zorlanmalarda okulun gözlemleriyle kendi gözlemlerinizi birlikte değerlendirin. Çocuğun okula uyum sağlaması, tek başına başarması gereken bir görev değildir. Ailenin görevi onun önündeki bütün güçlükleri ortadan kaldırmak değil; zorlandığı anlarda yanında olurken ilerleyebileceğine de güvenebilmektir.